Thursday, August 28, 2008

Karadeniz'deki Gelismeler

Dogu Karadeniz, guc gosterilerinin yapildigi tehlikeli bir bolge haline donusuverdi su son gunlerde! Rusya'nin Abhazya ve Guney Osetya'yi tanimasi, NATO'nun kararin geri cekilmesi konusunda nota vermesi, ote yandan Rusya'nin batinin isteklerinin tam tersi yonunde daha da sertlesmesi ve kitalar arasi fuze denemeleri yapmaya baslamasi bolgeyi iyice gergin bir duruma soktu. Ustune ustluk Tacikistan'da toplanan Shanghai grubu (basta Rusya, Cin, Hindistan ve Iran olamak uzere merkez Asya ulkeleri) son gelismeleri bugun kendi aralarinda konusuyorlar, degerlendiriyorlar.

Turkiye'nin kuzey dogusunu etkileyen bu gelismeler hicte hos degil!

Sunday, August 10, 2008

Kafkas'larda Tehlike

Kafkas'larda cok tehlikeli gerilim tirmaniyor ve savas hala devam ediyor! Bizide cok yakindan ilgilendiren bu sorun hakkinda bir kac yazi okudum bugun.

Iste bilgiler:
Fikret Bila: Rusya ve ABD'nin Kafkasya Mucadelesi
Ferai Tinc: Kafkasya'da Super Guc Rekabeti

Thursday, August 7, 2008

Olimpiyat Oyunlari Baslamak Uzere

Yarin Olimpiyat oyunlari baslayacak Pekin'de. Turkiye 4. sirada acilisa katilacak. Daha onceki oyunlarda, alfabetik siraya gore sonlarda ortaya cikan olimpiyat takimimiz bu kez baslarda yer aliyor. Nedenide Cincede Turkiye'nin 'Tu' karakterinin uc vurusta yazilmasiymis. Acilista onlerde olmak guzel bir durum. Simdiden Turkiye'ye cok cok basarilar...

Wikipedia'dan su bilgiler ilginizi cekebilir: Acilista bayrak tasiyicilar ve siralari.

Ayrica bugun, Radikal'den Haluk Sahin'in ilginc bir yazisiyla karsilastim olimpiyatlarla ilgili. Sizlerle paylasmak istiyorum o yaziyi:

//-----------------------------------------------------
Bu olimpiyatların asıl mesajı

Artık başımızı aylardır içinde tuttuğumuz delikten çıkartıp dünyaya bakmamızın zamanı gelmedi mi?
Hele bu cuma günü Beijing’de Olimpiyat Oyunları’nın başlayacağını düşünecek olursak... Bu olimpiyatların şimdiye kadar yapılmışların en önemlisi olacağını öne sürenler var. En azından ev sahibi Çin öyle düşünülmesini istiyor.
Her ne kadar, önemli olan spordur deyip dursalar da; asıl gösterinin başka alanda olduğunu başta Çinliler herkes biliyor. Milyarlarca insan televizyondan seyredecak, ama Çin yönetiminin asıl seyircisi insanlık değil bu kez.
Asıl seyirci tarih! En büyük yargıç!
Çin bu olimpiyatlara onun önünde vereceği bir sınav gözüyle bakıyor. Sanki tribünlerin üzerinden bakıyor ‘tarih baba’.
Ve Çin halkının sırtını sıvazlıyor, “İşte oldu, nihayet oldu, intikamını aldın!” diyor.
Böyle bir sırt sıvazlamayı çok özlemiş bir ulusun çocukları olarak bizim anlayabileceğimiz bir şey bu. Çöküşü 300 yıl sürmüş ve Batı emperyalizmi tarafından onuru kırılmış bir başka ‘merkezi imparatorluk’un mirasçısı olarak...
Çin, binlerce yıl süre ile bir ‘merkezi imparatorluk’tu, yani kendisini dünyanın merkezi olarak görüyordu. Tüm uygarlığa saat ayarının verildiği yer olarak.
Batı uygarlığı kapitalizm ve Aydınlanma ile büyük sıçramasını gerçekleştirince merkezi imparatorluk bir kâğıttan kaplana döndü.
Batlı emperyalist güçler mağrur Çin’in burnunu sürtmek ve aşağılamak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar...
İmparatoru Çin halkını afyon iptilasından kurtarmaya çalışıyor diye savaş açtılar, çünkü afyon ticaretinden kazandıkları paradan yoksun kalmak istemiyorlardı.
Aşağılanmanın ve onur kırıklığının en utanç verici örneklerini yaşadı Çin. İşte bu travma Çin’in bilincinin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Bunu anlamadan Çin’i anlamak mümkün değildi.
Çin’in nasıl olup da bir anda komünist ekonomik düzenden kapitalist ekonomik düzene geçtiğini, bunu kendisine nasıl açıkladığını merak ediyordum. Üç yıl önce Çin’e gittiğimde sorunun yanıtını buldum: Çin için süreç değil, sonuçtu önemli olan. Kalkınmayı sağladıktan ve Çin’in kırılmış onurunu onardıktan sonra, ha komünizmle olmuş ha kapitalizmle fark etmiyordu.
Mao’nun Büyük Kültür Devrimi aslında komünizme tanınan son şanstı. Çin’in bir şekilde kendisine çağ atlatacak o ‘artı değer’i yaratması gerekiyordu. Ve bunun elde edilebileceği tek kaynak Çin halkıydı. Onun emeği, sayısı, dayanıklılığı idi. Önce komünizm bunun için en uygun yol olarak görünmüştü. Parti kendi halkını en insafsız şekilde sömürebiliyor ve bunu ideolojik düzlemde haklı gösterebiliyordu.
Ama, hayır. Mao’dan sonraki yöneticiler bu sistemin yeterince verimli ve hızlı olmadığına karar verdiler. Deng Şao Ping’in dediği gibi Çin’e herhangi bir kedi değil, ‘fare yakalayan kedi’ lazımdı.
Kendi emeklerinin yanı sıra, yabancı sermayeye kapıları açarak başka yerlerden ‘artı değer’ aktarımına izin verdiler. Tüm Çin bir fabrikaya döndü. Geri kalmışlığın belkemiği kırıldı.
Ya kırılan onur? Onunla birlikte Çinlilerin ruhuna sinmiş olan aşağılık duyguları?
Onlar o kadar kolay gitmiyordu.
Bunun için bütün dünyanın parmak ısıracağı büyük bir gösteri gerekiyordu. İki gün sonra başlayacak olan Olimpiyatlar işte o gösteridir!
//-----------------------------------------------------

Haluk'un Radikal'deki yazisi icin buraya tiklayabilirsiniz.

Wednesday, August 6, 2008

Universitelerden Istifalar

Bugun ogrendigim haberlere gore, rektor atamalarinin ardindan cesitli universitelerde istifalar baslamis. Isin ilginci gecen yillarda bir kac oy alip en alttan rektor atananlar oldugunda kimsenin sesi cikmiyordu! Su siralar kahraman olmak icin kollari siviyanlar firsatini bulunca yaygarayi kopariveriyor. Yaygaracilarin icinde benim okulum ITU'de var. Niye sikayet ediyorsunuz ki? Bu sizin yillardir sesinizi cikarmadan desteklediginiz 12 Eylul Yuksek Ogretim Kanunu dogrultusunda yapilmis bir atama.

Su koltuk ne tatli birseymis!

Tuesday, July 29, 2008

Niye Emre Akoz'un Yazilarini Hala Seviyorum?

Genelde basina baktiginizda adama camur atan, tutarsiz ilan eden kisiler, yaklasimlar var. Bense her yazisini destekliyor olmasamda, tutarli ve akilci buluyorum yazdiklarini...

Dunku cok uzucu olaylar uzerine yazmis olduklari iste burda:

Bombalı mesajlar

Güngören'de patlatılan bombaların arkasında kim var? Bu tip sorulara hazırlop cevaplar vermemek gerek. Mesela "herhalde PKK yapmıştır" demek, belki de tuzağa düşmek olur.
Geçen yılın mayıs ayını hatırlayalım: Ankara'da bir "canlı bomba" Anafartalar Çarşısı önünde kendini havaya uçururken, masum insanları da katletmişti.
Birileri hemen "PKK yapmıştır" dedi. Bu işlerde uzman olan güvenlikçiler ise olaya kuşkuyla yaklaşmıştı.
Çünkü onlar terör örgütlerinin sadece kendi başlarına hareket etmediklerini, başka güçler tarafından da kullanıldığını gayet iyi biliyor.
Bir eylemi yapanlar, yani tetikçiler, bombacılar filan PKK'lı olabiliyor elbette. Ama araştırmalar sonucunda onların arkasındaki beyin takımının, PKK yöneticileri değil de örneğin "yabancı bir derin devlet" olduğu ortaya çıkıyor.

Sahi bu arada ABD İstanbul Başkonsolosluğu'na yapılan saldırıyı da hemen unuttuk.
Kimine göre bu bir El Kaide eylemiydi. Ben kullanılan kişilerin El Kaide militanı olabileceğini, ancak eylemin ardında başka bir gücün olduğu saptanırsa, şaşırmamamız gerektiğini yazmıştım.
Daha sonra konuyla ilgili bazı uzmanlar da aynı yönde demeçler verdiler; "El Kaide eylemine benzemiyor" dediler. Hatta daha da ileri giderek, "Ergenekon kokuyor" diyenler bile oldu.
Bunlar son derece haklı kuşkular. Çünkü Türkiye'de ne zaman yoğun bir siyasi kriz olsa, birileri orada burada bombalar patlatıyor, masum insanlar öldürülüyor.
Geçen yıl Cumhurbaşkanlığı seçimiyle başlayan kriz vardı. ABD'deki Hudson Enstitüsü'nde oluşturulan senaryoda İstanbul İstiklal Caddesi'nde patlayacak bombadan söz ediliyordu. Canlı bomba Ankara'da patladı.
Bu kez de, bir yandan Ergenekon, diğer yandan Kapatma davası sürüyor. Karar ne çıkarsa çıksın, iki davanın da şu anda ciddi siyasi etkileri var ve olmaya da devam edecek.
İşte tam bu ortamda, bir de bakıyorsunuz, önce ABD Konsolosluğu'na saldırılıyor, şimdi de sivillere katliam yapılıyor.
Silahlı Kuvvetler'in Kuzey Irak'ta yaptığı hava operasyonlarına PKK'nın verdiği bir karşılık olabilir mi? Elbette olabilir.
Zaten ilk akla gelen de o: "Sen bana uçakla bomba atarsan, ben de senin büyük kentlerinde bomba patlatırım."

Ancak tersinden de düşünmek gerek: "Biz bu ortamda bombaları patlatırız, insanlar ölür, zaten gergin olan ortam iyice gerilir, iktidarın ve güvenlik güçlerinin karizması çizilir, olay da PKK'nın üstünde kalır" diyenler de olamaz mı? Bal gibi olur.
Eğer internette şöyle bir gezinirseniz, kışkırtıcı propagandanın hemen başladığını görürsünüz.
Şu tip şeyler yazıyorlar:
"Ergenekon soruşturması için herkesi dinlemeyi biliyorlar ama halkı bombalardan korumuyorlar. Enerjilerini vatanını sevenleri içeri tıkmak için harcayacaklarına, bombacı katilleri engellemek için harcasınlar. Bu hükümet devam ettiği sürece can güvenliğimiz olmayacak."
İşte anlatmaya çalıştığım tam da bu: Belki de bombalar tam da bunların söylenmesi, halkta böyle bir ruh halinin oluşması için patlatılıyor.
Otoritelere gönderilen "Sana rağmen bunu yaparım" mesajı da cabası.

Saturday, July 19, 2008

Darbe Yapma Gelenekleri

Bizde yaygin bir kahvehane konusu vardir: Ulkeyi kurtarmak. Soyle yaparim boyle yaparim ulkeyi guzelce kurtaririm konusmalari birbirini izler hemen hergun.

Anlasilan o ki, siradan vatandas arasinda iyi niyete dayanip ortaya atilan bu dusunce yumaklarinin daha bir baska boyutu ordu koridorlarinda oynaniyor sanki surekli olarak! Ne varki askerler arasinda oynan bu oyun, eldeki oyuncaklar birer olum makinasi olunca tehlikeli sorunlar doguruyor! Darbe yapip basa gecmek pek cok askerin renkli ruyasi mi oluyor dersiniz?

Cok gerilerde kaldi diye dusundugumuz darbeci yaklasimlar bugun bile acikca kendini gosterebiliyor! Bu kabul edilir bir durum mu sizce? Bence kesinlikle degil!

Darbe yapmak yada yapmaya kalkismak Turkiye'de sanki bir gelenek haline gelmis. Eldeki belgelere ve yazilanlara bakinca (ornegin Can Dundar'in bugunku yazisi), oyle anlasiliyor ki kendi kafasina gore ortaya cikan ulke-kurtaricilar orgutlerini hemen kuruvermisler!

Can'in yazisina donelim ve su satirlara bakalim:
"...
İrili ufaklı onlarca cunta, darbe için fırsat kolluyordu.
Müdahale planı yapanlardan biri de Kore’den yeni dönmüş olan Faruk Güventürk’tü.
İhtilal planları yapanlar, daha 1954’te Güventürk’ün kapısını çalıp klasikleşmiş bir darbeci sorusu olan “Gidişatı nasıl görüyorsunuz?”la nabız yoklamışlardı.
“Beğenmiyorum” cevabı, derhal bir örgüt selamına dönüşmüştü:
“Öyleyse birlikte bir teşkilat kuralım.”
“Olur, kuralım.”
“Ya iktidar ya darağacı”
Bu kadar basitti işte..."

Bu garip olusumlar sanki cok gerimizde kaldi gibi geliyor insana. Dundar yazisinda 9 Subat olayini anlatiyor (ayrintilariyla Demirkirat belgeselinde yazdiklarindan soz ediyor).

Ne yazik ki, bugun bile darbe yapmaya can atan kimi ordu icinde kimisi de disinda olusumlar goruyorum. Cogunun yaklasiminin iyi niyetli oldugunu var saysak bile darbe ulkeye yapilabilecek en buyuk kotuluktur. Yakin tarihimizde pek cok ornegi var. Hangi darbe hangi sorunu cozdu? Tam tersi sorunlar kat kat artmadi mi? Cozum yolum var diyen kendini demokratik kurallar icinde ortaya koyar, yapilmasi gereken budur.

Bugun Turkiye'nin iyi bir kadroya gereksinimi oldugu acik. Ozellikle CHP icindeki Baykal ve ekibinin uzaklastirilmasi, partiye yeni kan verilmesi yeni umutlar dogurabilir. Deniz Baykal verdigi zararlari goremiyecek kadar gozu donmus durumda mi? Cozum uretemiyen bir adam niye hala bu buyuk partinin basinda? Ecevit zamanindan beri hizipci yaklasimlari biktirdi ve usandirdi artik insanlari. Su siralar yaptiklariyla ordunun cuntaci kesimine canak tuttugu, gereksizce Ergenekon avukatligina soyundugu zaten apacik goruluyor. Deniz'in ulkemize iyilik yapmak istiyorsa bir an once beceriksizligini ve inatciligini kabullenip kenara cekilmesi yapabileceklerinin en guzeli olacaktir dusuncesindeyim. Yoksa ulkenin sirtandan gecinen asalaklarin basi olduguna iyice inanacagim!

Tuesday, July 15, 2008

Gazeteci Meydan Savaslari

Gunluk gazetelere baktigimda pek cok gazetecinin surekli birbirini topa tutan yazilarini, olaylara yaklasimlarini goruyorum, izlemesi ilginc.

Bakalim bu gazeteci meydan savaslari sonunda neler neler ortaya cikacak.